kaleköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaleköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2009 Pazar

Kaleköy Limanı


  Ne Gökçeada Resort Otel sapağından ne de Yukarı Kaleköy tabelasından sapmayıp da dümdüz gittiğinizde Limana (Balıkçı teknesi Limanı) varacaksınız. Cuma Gecesi içtiğimiz Son Vapur Restoran'ın da bulunduğu sokak boyu restoranlar var Liman boyunca. Restoranların hemen yanında çay bahçeleri bulunuyor. Çay bahçelerinden hemen önce de hediyelik eşya v.s. satılan bir alan var.

  Liman boyunca yürüyebiliyor, çay bahçeleri ya da restoranları tercih etmediyseniz bile banklarda oturabiliyorsunuz.

  Limanın ucuna gidip, kayalıkların üzerine oturup Limanı ve Kaleköy'ü seyrederek içmek gayet güzel ve test edilmiş bir aktivitedir. Özellikle Tepeköy'den aldığınız Dimitri Şarabı, yanına da kabuklu fıstık, tabi bu gibi ortamların olmazsa olmazı muhabbet; sonuç, aşağıdaki fotoğraflarda gördüğünüz gibi mutlu insanlar =)



  Liman'a gündüz pek gitmedik, zaten gündüz pek de hareketli olmuyor. Gece ise her ne kadar hediyelik eşya satan yerleri, restoranları, çay bahçeleri olsa da sessiz ve sakin bir yer görüntüsü çiziyor. Kafanızı dinleyebileceğiniz bir tatil yeri havasında yani.

  Gece denemenizi tavsiye edebileceğim bir şey de Liman'a demirlemiş balık-ekmek teknesi.

  Balık-ekmek uskumrusu da güzel olmakla beraber ekmek arası midye tavasına bayıldık. Çok çıtır çıtır olmayan, deniz ürünü yediğiniz hissiyatını kaybettirmeyen, sosuyla bütünlük içerisinde olan gayet güzel bir ekmek arası midye tavaydı. 10 üzerinden 9 alır rahatlıkla ;)


İmroz Kalesi


  İmroz Kalesi, Kaleköy'ün tepesinde uzun bir göndere çekilmiş bir Türk Bayrağı'nın dalgalandığı yer. Adanın en çok rüzgar alan yerlerinden biri olması sebebiyle Bayrak gerçek anlamda dalgalanıyor. Gökçeada Merkez'den Kaleköy'e giderken sahile gelmeden Kale - Yukarı Kaleköy tabelasını takip edip sağa dönerseniz yukarıya tırmanan bir yola girmiş oluyorsunuz. Bu tabelaya gelmeden biraz önde, solda Gökçeada Resort Otel sapağı bulunmakta.

  Yolu takip edip tepeye çıktığınızda Yakamoz Otel/Restoran'ın yanındaki park yerine aracınızı park edebiliyorsunuz. Araçtan inince Ada manzarasından gözünüzü alıp tepeye çıkmaya niyetlendiğinizde "Kaleye Gider" yazısı gözünüze çarpacak. Araç için anlatıyorum ama yürüyerek de bu anlattığım noktaya çıkabilirsiniz. Biraz dik ve 10-15 dakikalık tırmanma yolu yürüyerek..
  Kale'ye doğru dar bir yoldan, evlerin iyice arasından çıkıyorsunuz. Şansınız varsa minik Efe daha yolun başında sizi alıkoyabilir ;) Alıkoyduktan sonra da bütün tatlı küçük çocuklar gibi soru yağmuruna tutabilir sizi :D ya da fotoğraf çekiyorsanız O ne? ile başlayan ve yukarıdaki fotoğrafı çekmesine sebep olan bir konuşmaya doğru sürükleyebilir. =)
  Yukarıdaki fotoğrafta da Ege, Egelerin Evi ve Evin yanından geçen Kale yolunu görebilirsiniz. Hemen arkadaki Poseidon Pansiyon'un yanından Çadır Kafe'ye ulaşıyorsunuz. Ondan ötesi de Kale zaten.
  Bu fotoğrafını da koymadan edemedim. Çok tatlı velet yav, tü tü tü, nazar değmesin :) Not: Ege'yi teşhir etmek değil burada niyetim, neticede ondan ve ailesinden izinsiz fotoğrafını buraya koyuyorum. Herhangi bir yanlış anlaşılma olmaması için böyle bir not düşeyim dedim. Vicdanım rahat olsun en azından :)

  Bu tatlı evlata hoşçakal dedikten sonra Kale'ye doğru çıkmaya başlıyoruz, cümlemizi bitiremeden Kale yıkıntılarının başlangıcına da varmış oluyoruz =) Kale'ye vardığınızda Poseidon Pansiyon'un da sahibi olan Çadır Kafe karşınıza çıkıyor. Cumartesi gece bir keşif gezisi yapmıştık buraya, sonra "Yav bu rüzgarda biz uçarız, Hülya hayli hayli uçar"da karar kılıp Liman'a inmiştik. İkinci gelişimiz ise Pazar sabahı (sabahtan ziyade öğleden önce desek daha doğru olur sanırım) kahvaltı yapmak amaçlı oldu.
  Çadır Cafe (aslında sanırım adı Karaçadır Cafe, ama Çadır Cafe daha kısa geliyor =)) böyle bir yer. Arkadaki Çadırın altında minderler var, oturup nargile içebiliyorsunuz, tavla v.s. de var. Bunun dışında dışarıya da bir kaç tahta oturak koymuşlar. Buralara oturup kahvaltı edebiliyorsunuz.
  Resimde Hülya'nın oturduğu yerleri tercih ettik biz kahvaltı etmek için. Bu oturakların olduğu yerler hafiften kuytuda olduğundan pek rüzgar almıyordu kahvaltı sırasında (Gökçeada şartları altında tabi :) ). Burada menemen yiyip kahvaltı yaptık. Yağsız, sert bir peynirleri var, ev yapımı sanırım. Menemen'i de iyi yapıyorlar, Ecem Ev Yemekleri'nde yediğimizki kadar var.

  Kale'den ulaşabildiğiniz görüntüler çok güzel. Adanın bütün ovalık kesimini görebiliyor, arkanıza güzel de bir panorama alıp fotoğraf çektirebiliyorsunuz.
  Arkamızda, Okay'ın tarafında gözüken beyaz binaların olduğu yer Yeni Bademli Köyü.

  Kale kalıntıları içerisinde de yukarıya doğru bir miktar tırmanıyorsunuz. Aşağıdaki fotoğrafta Çadır Cafe'nin ve kahvaltı yaptığımız yerin bir miktar aşağıda kaldığını görebilirsiniz.

  Güneş arkanızda kalıyorsa da kale harabelerinin arasında durup fotoğraf çekilebilirsiniz. Semadirek ve açık deniz, bir de denizi karşılayan koylar, kayalar mükemmel görünüyor.

  Gönderinin başında da söylediğim gibi belki de Adanın en rüzgarlı yerlerinden birisi burası. Kahvaltımızı ederken bu gerçeğin Türk aklına yansımasına şahit olduk bir de :) Yaratıcı bir amcamız tişörtünü çıkarıp bayrak gibi tutarak (kendisine de gönder muamelesi yapıyor tabi) karısına "Aysel, çek çek, kendi cumhuriyetimi kurdum, hehehe" derken biz mavi ekran verdik zaten. Sonradan adını da öğrendiğimiz bu zat-ı muhteremi "Gökçeada Kalesi'nde kendi cumhuriyetini kuran Yadigar Bey olarak kayıtlara geçirmiş bulunuyoruz böylelikle :) Kaleden inerken de yanımızdan geçtiğinde bizi selamlaması bizim için ayrı bir kıvanç kaynağı oldu tahmin edersiniz ki.. Ne de olsa Yadigar Bey tebasını selamlıyordu :p Muhteremin bayrak pozisyonunu yakalayamadık ama tişörtünü giyerken yakalayabildik ancak, o da budur efendim (kadraja sol köşeden giren Aysel Hanım'a da dikkatinizi çekerim):

  Kale'de (Karaçadır Cafe'de) tek eksiğimiz nargile oldu. Bir dahaki sefere umarım. Karaçadır Cafe'nin sahibi doğma büyüme Kaleköylü bir Türk, kibar da birisi. Cafe çok ucuz değil ama çok tuzlu da değil. Kahvaltı için tahmin ettiğimizden az ücret ödemiştik diye hatırlıyorum.

  Bitirirken iletişim bilgilerini de vermiş olayım:
Poseidon Pansiyon ve Karaçadır Cafe
Nargile, Köy Kahvaltısı, Soğuk İçecekler, Nefis Yemekler ve Gözlemeler.
Tel: 0286 887 38 17
Cep: 0546 921 18 09



5 Eylül 2009 Cumartesi

Kaleköy'de İçmek


  Kaleköy, Yeni Bademli'ye yürüyüş mesafesinde içinde kayık limanını da barındıran köyü Gökçeada'nın. Hatta Niye iki ayrı köy yapmışlar ki? diye de soruyorsunuz ne kadar yakın olduklarını görünce. Nedeni basit aslında, Kaleköy (Rumca adıyla Castro) içine Kaleyi de alan(Castro, Kale demek zaten) eski bir Rum Köyü.. Ada bizim elimize geçtikten sonra devletimiz de Adanın Türkleştirilmesi v.b. gibi amaçlarla Rum köyüyle dip dibe olacak şekilde Yeni Bademli'yi kuruyor.

  Sahilde bir çok restoran mevcut. İstediğiniz birinde içebilirsiniz. Biz Son Vapur'u tercih ettik. Yanınızda iyi pazarlık yapan bir arkadaşınız varsa gayet güzel bir fiyata kapatabiliyorsunuz. Balıkları kiloyla satıyorlar, mutfağa girip balıklara bakıp pazarlık yapabiliyorsunuz.

Pazarlığın hemen sonrası; balığın öncesi..


  Sahibi İTÜlü bir elektronik mühendisi. "Sıkı zamanlar"da okumuş. 25 sene çalıştıktan sonra da buraya gelip bu mekanı açmış. Adını öğrenemedik kendisinin, sohbet etme imkanımız da pek olmadı. Yaptığımız pazarlığın sonucunu duyunca "ertesi gün de adada olup olmadığımızı" sordu, muhtemelen rövanşı almak isteyecekti :p İşin şakası bir yana, kendisiyle konuşmak isterdik, keza ayrılırken o da aynı dileklerini bizimle paylaştı..

  Restoranın bu kadar reklamını yaptım ama iyi mi kötü mü oldu bilemedim, yarın öbürgün Son Vapur'a giden herkes pazarlık yapmaya kalkarsa kulaklarım çok çınlayacak gibi geliyor bana :)

  Bir ilginç anektod da; içtiğimizin ertesi günü Merkez'de kahvaltı ederken yanımızdan geçti, selamlaştık. Hülya'nın ısrarlarına rağmen adını sormadım, bir dahaki gidişime sorarım artık..

  O kadar pazarlıktan bahsetmişken, başlığı ben atıp sözü Hülya'ya bırakıyorum: